12:40 AM
12:40 AM
Çok büyük hayallerim yok benim. Gerçekleşmesi için dünyaları isteyen hayaller değil onlar. Ama gerçekleştiklerinde bana dünyaları verebilecek hayaller.
Zilinde adımızın yazdığı bir ev düşün. Sadece ikimizin sığabileceği bir yatağa sahip olmalıyız. Güneş alan bir odamız olmalı. Öyle ki, perdeleri açtığımızda güneşin odamızda doğduğunu sanalım. O güneş hiç batmasın. O güneşi hiç batırmayalım. Renkli dolapları olan küçük bir mutfağımız olmalı. İçinden güzel kokular gelen. Belki başlarda çok güzel yemekler yapamayacağım sana ama, alışacağım merak etme. Annem de yardım edecek bana. Sevdiğin yemeklerin tariflerini kumaş kaplamalı bir deftere yazacağım. İlerde bir bebeğimiz olursa, sayfalarını umarsızca karalayabilsin diye. Kızımız olursa şayet, yaşlandığımda ona hediye edebileyim o defteri. Büyüdüğünü anlasın değil mi? Bir de balkonumuz olmalı. Mermerlerinin kenarlarına çiçeklerimizi dizelim. Papatya olsun çoğunlukla. Bizi üzebilecek tek şey, saksıdaki çiçeğin kuruması olsun. Yenisi alalım onun yerine de. Balkon kapısını açık bıraktığımızda, bütün ev papatya koksun. Sadece baharı yaşıyormuşuz gibi. Kışımız, sonbaharımız hiç olmayacakmış gibi. İçine sadece ikimizin kokusunu hapsedebilen yastık kılıflarımız olmalı.
Bizi, birbirimize ait ilan eden.
"Okunmayacak yazılar - 8
Çok canım sıkıldı.
İnsanlar gözlerimin içine bakıp gülüyorlar. Retinaları ve göz bebekleri sahtelikle örtülmüş. Kimileri o gözlüğü çıkarsalar bile gözlerime baktıklarında acımı göremeyecek kadar körleşmiş.
Korkuyorum.
-Kapa çeneni.
Kafayı yiyesim var.
Onu çok özledim.
Peki gelelim en klişe soruya,
ben neden diğerleri gibi olamıyorum?
Ya da biz neden olamıyoruz?
Ne kadar çabalasam da neden biraz normal düşünemiyorum?
Bu kadar mı boğuldum kendi karanlığımda? Karanlığım düşüncelerimi linç ediyor.
Anlayamıyorum, idrak edemiyorum.
Ağlar gibi yazı yazıyorum, sinirlerimi boşaltır gibi.
O her gün gözlerimin önünde eriyip gidiyor…
Bir türlü kabullenemiyorum bunu.
Hanginiz birisi öldüğü halde kendi içinizde de öldürebildiniz hemen?
Ya da kaç kere ölmeyen birini içinizde öldürdüğünüzde aslında ölmediğini ve size hala acı verdiğini kabullenebildiniz gerçekmiş gibi?
Belki yapmışsınızdır bilmiyorum.
Benim bunları yazma sebebi tutunacak bir yer daha bulmak. Bunlar benim kimsenin duymadığı, duysalar bile görmezden geldikleri çığlıklarım.
Beni hiç kimse kurtaramaz, ben de kurtaramıyorum kendimi.
İçim boşluk dolu anasını satayım…
Her gün evde yalnızım ve saatlerce oturup gökyüzünü izliyorum.
Gökyüzünün mavisi de siyahı da bi’ başka.
Sanki ona baktığımda beni yanına çağırıyor ahaha.
İntiharın en acısız yollarını aramaya başladım.
Ciddi ciddi düşünmeye başladım; arkamdan beni tam anlamıyla anlatan uzunca bir mektup bırakıp gökyüzüne gitmeyi,
ya da yerin yedi kat dibine.
Şu anda herkes yarınki yazılıya çalışıyor.
Bense burada aptal aptal mızmızlanıyorum.
Heykel gibi olmak nedir biliyor musun?
Hayır, “heykel gibi güzel” değil.
Heykel gibi duygusuz duran,
taştan.
Ne kadar üzülsem bile dudaklarımı bükemiyorum.
Buraya bir sürü maddeden oluşan bir şikayet listesi yazmak geldi aklıma. Ama yazsam ne kazanacağım ki? Bunları, bu aptal şeyleri yazarken ne kazanıyorum peki?
Oturmuş bilgisayarımla dertleşiyorum.
Kimseye anlatmadığım şeyleri gelmiş bi ekrana yazıyorum.
Çok değerlisin ekran <3 :P
Offf…
Gece gündüz sana yazasım var.
Kimse beni anlayamıyor,
ya da anlayamamaktan ziyade,
bu duygular yalnız yaşanıyor…
O kilometrelerce uzakta, kendimi aşasım var artık.
Astral seyahat yapsam onun yanına gidebilir miyim ki, ahahah ilahi Damla…
Şaka maka yapabilsem, kendi bedenime de dönmeyi unuturum ben. Birisi aniden uyandırır belki de bi duyumu kaybederim. Belki de ölürüm.
Şu an zevk aldığım tek şey kendi çapımda uğraştığım ufak tefek şeyler.
Ama onları da elimden alıyorlar sanki doyasıya yaşayamıyorum.
Neden tüm duygularım buruk olmak zorunda?
Neden gerçekten mutlu olamıyorum?
“Çünkü ben en büyük burukluğumu sende yaşadım ve şimdi yüreğim sendeleyerek atıyor.”
Seni çok seviyorum geri zekalı, ama ne var ki sen beni hala takmıyorsun, bir cevap bile atmadın.
Tüm gün burada bağırsam ne fayda?
Beni kimse duymuyor.
Herkesin kulakları bencillik denen pislikle tıkanmış.
Öyle işte.
Yeter bu kadar, çok uzun oldu…







